23 Eylül 2020, 20:46:19

Haberler:

Türkiye'nin En Büyük Forum Sitesi



Kişisel gelişim ile ilgili okuduğum ve beğendiğim bir makaledir.

Başlatan İLYAS ŞEN, 20 Mayıs 2013, 13:21:54

« önceki - sonraki »


İnsanların yakınmalarının sonu yok. Sürekli yakınan insanın da mutlu ve huzurlu olmasına imkân yok.

Mutluluğun ve huzurun sırrı, insanın değiştiremeyeceği şeyleri kabul etmesinde, değiştirebileceği şeyler için harekete geçmesinde ve ikisinin arasındaki farkı görebilmesinde yatıyor.

Kültür, ezberci eğitimin dışında kazanılan bir yaşam deneyimidir. Kültür, insanın ve yaşamın kalitesini arttıran en önemli unsurdur.

Mutlu ve özsaygısı yüksek insanların ortak özellikleri:

Vefalı, sevecen ve dürüsttür. Bu insanların insan ilişkileri sağlamdır. Etik değerlere uygun olarak yaşamlarını paylaştıkları, gelişimlerini destekleyici ve besleyici ilişkiler içinde oldukları partneri ve/veya dostları vardır.

Vefa duygusu insanlık kalitesinin turnusol kâğıdıdır.

Öz disipline sahiptir. Hayatımızın her alanında öz disiplin kazandığımızda bu hem enerjimizi yükseltir hem de kendimize duyduğumuz saygıyı arttırır. Öz disiplin geliştirerek, kendimize verdiğiniz sözleri tuttuğumuzda kendimizi daha değerli, daha güçlü, daha iyi ve daha mutlu hissederiz. Kendimize verdiğimiz sözleri tutmadığımızda ise kendimize duyduğumuz saygıda ve sevgide azalma olur. Yaşamı erteler dururuz.

Erteleme alışkanlığı ve mükemmeliyetçilik mutsuzluğun ve huzursuzluğun kaynağıdır.

Çalışkan ve üretkendir. Çalışmak ve üretmek insanın özsaygısı üzerinde etkilidir. Mutlu insanlar uyanık oldukları zamanın en az yarısını geçirdikleri mesleki hayatlarını kendileri seçer. Sevdiği işi yaparak veya yaptığı işi severek faturalarını zorlanmadan ödeyecek gelire sahip olacakları bir yaşamı seçerler. İş hayatlarında yapıcılık/üretmek/hizmet birinci sırada, para kazanmak ikinci sıradadır. Zamanlarını ve yeteneklerini iyi değerlendirdikleri ve severek yaptıkları meslekleri vardır. "Sevdiğin işi yap para ardından gelir" inancına sahiplerdir.

Yapılan araştırmalara göre, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir gelire sahip olana kadar gelir artışının mutluluk seviyesi artışında da etkisi olduğu gözleniyor ama ayda on bin liranın üzerindeki gelir artışı artık mutluluk seviyesi üzerinde etki oluşturmuyor. Yani maddi zenginlik bir noktadan sonra mutluluk getirmiyor ama faturalarımı nasıl ödeyeceğim endişesi mutsuzluk oluşturuyor.

Lüks yaşam tutkusu, özsaygı düşüklüğünün göstergesidir.

Hayata şükran duyan bir insandır. Bu insanlar, kendilerinin ve başkalarının içindeki iyiyi görmeye yatkın bir zihin yapısına sahiptir. Olumlu zihinsel tutum, zihinsel huzur için çok önemlidir. Zihinsel huzuru oluşturan şey düşünce yapımızdır. Hangi düşünceye daha çok yatkınız? Olumluya mı olumsuza mı? Mutlu insanlar sevecen bir yüreğe sahiptir. Eh, sevecen yürek de olumsuz, karamsar bir zihin yapısıyla oluşturulamaz elbette. Bu insanlar sahip olmadıklarından şikâyet etmek yerine sahip oldukları için şükran duymayı bilir.

Şükran duyabilmek, değer bilmeyi göstermektir. Değer bilen değer görür.

Cömert ve paylaşımcı bilince sahiptir. Kimseyi sömürmeden ve kendisini sömürtmeden yaşamayı ve yaşatmayı bilirler. Başkalarına vermeye değer bir şeyleri olduğunu bilerek, başkalarının hayatında olumlu fark yapmak onların mutluluk nedenlerinden biridir.

Bencil bir insanın mutlu olma şansı yoktur.

Sürekli kendisini geliştiren bir insandır. Birey olarak sürekli gelişim ve bütüne katkıda bulunma arzusu özsaygısı yüksek mutlu insanların olmazsa olmaz bir özelliğidir. Bu insanların hayatında başkalarını suçlama ve mazerete yer yoktur. Hayatlarının her alanında öz sorumluluk alırlar.

Özsaygısı yüksek insan sürekli gelişimin bir lüks değil, bir gereklilik olduğunu bilir. Yaşam daima evrimleşmeyi, gelişmeyi destekler.

Tek başına olmaktan keyif alır. Yapıcılığın tek başınalık gerektirdiğini bilen insan, kendisine "tek başına" zamanlarını ayırır ve bu anlardan zevk alır. Yalnızlıktan korkmak, kişinin kendisiyle barışık olmamasının göstergelerinden biridir. İnsan sevmediği biriyle baş başa kalmak istemez ki.

Tek başınalığı yalnızlıkla karıştıran ve yalnız kalmaktan korkan insan aslında mutsuzluğunu ve kendisini sevmediğini dünyaya haykırdığının farkında bile değildir.

Herkes mutlu olmak istediğini söylüyor ama mutluluk bir şans kader talih işi değil. Zaten kendimizi tanıma konusundaki cehaletimizin göstergesi de şanssızlığa, talihsizliğe, kadersizliğe olan inancımız ölçüsündedir. Mutluluğun ve huzurun kaynağı dışarıda değil, içimizde.

O yüzden onu bulanların sayısı böylesine az.

Mutluluk ve huzurla hoşça olun.
Mesajı Paylaş


<br /><br />Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Uye ol Veya Giris yap
  • Gösterim 2,571 
  • Genel
  • 4 Yanıt




Gerçekten mükemmel bir paylaşım, çok sağol abi.... Mesajı Paylaş




Benzer bir paylaşım daha.

Akatlar'da yürüyordum; kadın beni tanıdı ve selamlaştıktan sonra, sorusunu sordu: "Oğlum dersleri tamamen bıraktı; ne söylesem hiç fayda etmiyor. Ya arkadaşlarıyla buluşuyor, ya telefonda mesajlaşıyor ya da bilgisayarın başında oyun oynuyor. Ne yapacağımı şaşırdım, Hocam ne yapalım?"


"Sohbet ediyor musunuz?"

"Valla, konuşuyorum, ama hiçbir faydası yok."

"Kaç yaşında?"

"On yedi yaşında."

"Mesela ne diyorsunuz?"

"Sınavların yaklaştığını söylüyorum; derslerine çalışması gerektiğini söylüyorum; böyle giderse sınıfta kalacağını, arkadaşlarından geri kalacağını, ilerde çok pişman olacağını, ama o zamanda duyulan pişmanlığın işe yaramayacağını anlatıyorum."

"Siz konuşup, nasihat ediyorsunuz."

"Evet."

"Ama, onunla sohbet etmiyorsunuz."

"Valla bilmem; biz bildiğimiz kadarıyla elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz, konuşuyoruz, anlatıyoruz."

"Doğru, bildiğiniz kadarıyla elinizden gelenin en iyisini yapıyorsunuz. Ama konuşmak, nasihat etmek, sohbet etmek değildir. Siz sohbet etmesini bilmiyorsunuz."

Kadın haklı olarak "neden bahsediyorsunuz," diyen bir yüz ifadesiyle bana baktı.

İçim burkuldu. Anne acı çekiyordu ve çocuğuna yardım etmek istiyordu, ama kendini çaresiz hissediyordu.

***

Öğrencileri ve anababaları birlikte çağırdım. Danışmalığını yaptığım okulun küçük tiyatro salonunda buluştuk, öğrencilerle birlikte anababalar da oturdu.

Ufacık sahneye çıktım, bir sandalye attım oturdum, yanı başıma bir boş sandalye koydum.

"Buradaki öğrencilerden kim benimle sohbet etmek istiyor?" diye sordum. Kalkan ellerden birini gelişigüzel seçtim. Selim adıyla anacağım bir öğrenci yanımdaki sandalyeye geldi oturdu.

"Adın ne?"

"Selim."

"Kaç yaşındasın?"

"On iki."

"Bugün ayın kaçı?"

"24 Aralık 2008." (Gerçek tarihtir; bu uygulamayı o gün yaptım.)

"Selim, gözünü kapa, beni iyi dinle. Gözünü açtığın zaman aradan yirmi yıl geçmiş olacak. 24 Aralık 2028 tarihinde gözünü açmış olacaksın. Tamam mı?"

Anladığını belirtmek için başını salladı.

"Lütfen gözünü aç."

Selim, gözünü açtı.

"Bugünün tarihini söyler misin?"

"24 Aralık 2028."

"Kaç yaşındasın?"

"Otuz iki."

"Ne iş yapıyorsun?"

"İç mimarlık."

Göz ucuyla anneye babaya bakıyorum; yüzlerinde hayret belirten hafif bir tebessümü var. Belli ki, onlar da Selim'in söylediklerini benimle birlikte ilk defa duyuyorlar.

"Nerede çalışıyorsun?"

"New York, Manhattan'da."

Anne, babanın yüzünde saklayamadıkları büyük bir şaşkınlık ifadesi.

"Evli misin?"

"Hayır."

"Arkadaşlarından evlenenler oldu mu?"

"Kızların hepsi evlendi."

Gülüşmeler..

"Çalıştığın yere beni götürür müsün?"

"Ofisim, Manhattan'da 86 katlı bir binanın 42. Katında."

Gülüşmeler devam ederken hayalen o binaya yürüdük, asansöre bindik, 42. Katta indik.

"Burası 'home office,'" dedi.

İçeri girdikten sonra açıkladı:

"Dubleks daire: aşağıda salon ve mutfak var. Yukarda yatak odası ve ofis odam."

"Selim, salonda neler var?"

"Salonda masa var, koltuklar var, sandalyeler var; komodin var, sehpalar var."

"Duvarlarda ne var?"

"Resimler var, fotoğraflar. Ailemin fotoğrafı da var."

"Ailenin fotoğrafına bakınca neler görüyorsun? Beraber bakabilir miyiz?"

"Annem ar, babam var. Ailece çektirdiğimiz bir fotoğraf. Abim var, ablam var, ben varım."

"En küçük sen misin?"

"Evet."

"Selim, bu fotğrafa baktığında, içinde 'keşke!" duygusu beliriyor mu? İçindeki herhangi bir 'keşke'nin sesini duyuyor musun?"

Hiç beklemeden "Evet," dedi.

"Haydi, anlat bize," dedim.

"Ben, babamla birlikte futbol maçına gitmeyi çok istedim. Bir de hafta sonları onunla top oynamak, kırlara gitmek istedim. Güreşmek istedim. Ama babam çok yoğundu; çalışmak zorundaydı, olmadı, zaman bulamadı. Ne yapalım, böyle oldu."

Baba'ya baktım; gözlerinin yaşını tutmaya çalışıyor, ağlamamak için dudaklarını ısırıyordu.

Selim'e teşekkür ettim. Ve sordum:

"Selim, bu konuşmamızda, sana büyüklük tasladığımı, sana nasihat etmeye çalıştığımı hissettin mi?"

"Hayır!"

"Olanla ilgili olarak mı konuştuk, olması gereken üzerine mi?"

"Olanla ilgili olarak konuştuk."

"Selim, seninle yeniden böyle sohbet etmek istesem, benimle konuşmak ister misin? Konuşmamızdan zevk aldın mı?"

"Yeniden konuşmak isterim; sohbetimizden zevk aldım."

***

Sohbet özel türden bir konuşma, kendine özgü özellikleri olan bir söyleşidir.

Sohbet içinde olan iki insan o an için güç, onur ve değer yönünden eşittir ve olanı paylaşırlar; olması gereken üzerinde konuşmazlar.

Korku kültürünün olduğu yerde sohbete izin verilmez.

Türkiye'nin aydınlık geleceğinde anababaların çocuklarıyla sohbet içinde olmasını diliyorum.

Doğan Cüceloğlu (26.06.2011)

OKUDUYSAN ve BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN?
Mesajı Paylaş
<br /><br />Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Uye ol Veya Giris yap

hocam çok güzel bir paylaşım teşekkürler bir öğretmen olarak çok istifade ettim Mesajı Paylaş

Cok tesekkurler Ilyas Abi, kisisel gelisimle ilgili cok hassasiyet gostermemiz gerekiyor. Allah razi olsun guzel paylasim icin... Mesajı Paylaş
Beslediğim Türler: Light Sussex, Gold Brahma, Bantam Silver Laced Wyandotte, Hint, Zibrit, Cüce Cochin


537 300 7441  ***KÜTAHYA--TAVŞANLI***


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter